|
|
February 15
|
DESEOS
Mis labios sueñan con el sabor de los tuyos, mi cuerpo sentir todos los poros de tu piel, mi cuerpo despertar de ganas junto a tu calor,
sentir el deseo de enloquecer mis sentidos.

Deseo que como con ardor voraz, que me atrapa, que me lleva a un lugar tan especial, en donde la imaginación de nadie alcanzaría, me ruborizan…
Tus besos, tus caricias, tu cuerpo, tus labios... labios que deseo besar.

Hazme sentir inmensa como el mar, mirar la enorme luna dándole gracias.
Solo en ti perderme, hazme amor mió, saber, lo que es amar...

Mi alma grita sin cesar tu nombre, mi cuerpo siente solo tu calor, y yo amor vivo... ¡¡Por tenerte... aunque sea un instante!!

Sentirse así es lo más grande, lo más inexplicable.
Te sientes viva, realmente llena de cariño
Y es algo que nunca se querrá CAMBIAR.
Por el cinco de enero, cada enero ponía mi calzado cabrero a la ventana fría.

Y encontraban los días, que derriban las puertas, mis abarcas vacías, mis abarcas desiertas.

Nunca tuve zapatos, ni trajes, ni palabras: siempre tuve regatos, siempre penas y cabras.

Me vistió la pobreza, me lamió el cuerpo el río, y del pie a la cabeza pasto fui del rocío.

Por el cinco de enero, para el seis, yo quería que fuera el mundo entero una juguetería.

Y al andar la alborada removiendo las huertas, mis abarcas sin nada, mis abarcas desiertas.

Ningún rey coronado tuvo pie, tuvo gana para ver el calzado de mi pobre ventana.

Toda la gente de trono, toda gente de botas se rió con encono de mis abarcas rotas.

Rabié de llanto, hasta cubrir de sal mi piel, por un mundo de pasta y un mundo de miel.

Por el cinco de enero, de la majada mía mi calzado cabrero a la escarcha salía.

Y hacia el seis, mis miradas hallaban en sus puertas mis abarcas heladas, mis abarcas desiertas.
.





| |
February 10
|
son defa dokundum, ellerine, ilk gün,ki gibiydi, yüzüme bakmadığına mı yanayım, çekip gittiğinemi, anlamı olmalıydı her gidişin, sen susuyordun, anlamsızlaşıyordu her şey,
ben susuyordum, sense kendini dinlemekle yetiniyordun, neyin pazarlığıydı aklındaki, çıldıracak gibiydim, gözlerin bitmez bir kahkahanın çığlıklarıydı, neyin zaferiydi bu, basitliğin,mi. asil,liğinmi. anlamış değildim. ve öfke ikiye katlanıyordu içimde, içim,içimden kopuyordu, olduğu yerde. hani gittin ya, neler götürdün hayatımdan, yada hayat senden neler götürdü. olasılık dışı bir kavram, sen çıkmazlarda, yel kayadan ne götürür, taş yerinde ağırmış, bak ben yerimde kaldım, sen ortasında bir soğuk rüzgarın, her geçtiği yerde , çarparak birşeylere hissetmiyor değilim acıularını. ama acılar benim değil, yanında götürdün bendeki seni. |
.
ZAMAN BEKLEYENLER İÇİN YAVAŞ
KORKANLAR İÇİN HIZLI YAS TUTANLAR İÇİN UZUN SEVİNENLER İÇİN KISA
AMA SEVENLER İÇİN SONSUZDUR!!!!
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun,
güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz,
ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun
aşk bir kelebek gibidir
sen onu yakalamaya çalıştıkça o senden kaçar artık yorulmussundur aşkı yakalamaya çalışmaktan tam pes dediğin anda o güzel kelebek gelir we omzuna konuverir
AŞKI ARAMAYA GEREK YOKTUR NASIL OLSA O ENİNDE SONUNDA SENİ BULUR
bir gün aşk ile arkadaşı yolda karşılaşırlar..
aşk arkadaşlığa sorar ben senden daha candanım sen niye bu dünyada varsın??? arkadaşı cvp verir
sen gittikten sora bıraktığın gözyaşlarını silmek için..
Hasret Seni Özlemek Nedir Bilir Misin? Bilemezsin. Cünkü Sen Hiç Sensiz Kalmadin çorak Toprak Suyu Nasil Özlerse, Toprak Altinda Tohum Nasil Bahari Beklerse; Iste Öyle
Özledim, Öyle Bekledim Seni.
Bitmeyecek Bu sevda hayatın küskünlüğü yüzümüze vurmayacak.
İçimiz acıyla dolmayacak bu aşk bitmeyecek
Dertler bizden,sen,ile,benden uzak duracak.
Kimse ayıramıyacak bitiremeyecek.
mutluluğumuzu Bu aşk acıyı tatmayacak.
Yüreklerimiz suskunluğunu vurmayacak
Derdi,kederi görmeyecek bu tutku Ölümle'de sonuçlanmayacak.
Gün geçtikçe büyüyecek,ebed'e dek.sürecek hiç Bitmeyecek...
|
SEVEN İNSAN , AYA BENZER; GÜNEŞ OLMADIĞINDA YALNIZ BIRAKMAZ SEVDİĞİNİ.
BİR PARÇA OLSUN YANSITIR GÜZELLİĞİNİ...
SEVEN İNSAN, SICAK OLUR; GÜLDÜĞÜNDE ISITIR YÜREKLERİ, ÜZÜLDÜĞÜNDE SIZLATIR. SEVEN İNSAN, BAĞLI OLUR; HER AN FARKLI YAŞAR GÜZELLİKLERİ VE YENİDEN KEŞFEDER SEVDİĞİNİ...
SEVEN İNSANIN YÜREĞİ AĞIRDIR; NE TAŞIMAYA GELİR YAŞAM BOYU, NE DE EĞİLİP BIRAKMAYA
SEVGİ İLGİYLE BAŞLAR , HOŞLANMA İLE DEVAM EDER, AŞK İLE SONSUZ OLUR , ÖLÜMLE SON BULUR
İnsanlar vardır yaşantımıza birkez girince artık yerleri bellidir yüreğimizin en özel yerinde ağırlarız onları,
yitirmekten korktuklarımızdır,ulaşmaya çalışırız tadımlık yakınlıkları sonsuzlukla taçlandırmak için çaba gösteririz olmaz,yaşamın raslantıları yanlış ayarlanmasından hükümlü olduğumuzu belki hiç bilemeyiz
İnsanlar mükemmel değildir.
Mükemmel olan ilişkilerdir, ve bu ilişkileri mükemmel kılmak ancak mükemmel anlayışa sahip olan insanlara aittir. Güven verilmeden alınamayacağı gibi ,sevgi de verilmeden alınamaz.
Ama aşk...
Onu kendin bile engelleyemezsin. Ben seni , sen yokken de yaşarım diyecek kadar tutkulu ve özverilidir!!
Aşk Aşk dediğin nedir ki ?
Tenden bedenden sıyrık
Çocukların içinde Yaşadığı bir çığlık
Aşk dediğin nedir ki?
Histen nefesten varlık
Umutsuzluk içinde Karanlığa son ıslık
aşk bir kelebek gibidir
sen onu yakalamaya çalıştıkça o senden kaçar
artık yorulmuşsundur aşkı yakalamaya çalışmaktan
tam pes dediğin anda o güsel kelebek gelir
ve omzuna konuverir
AŞKI ARAMAYA GEREK YOKTUR NASIL OLSA
O ENİNDE SONUNDA SENİ BULUR
Sen Özlemek Nedir Bilir Misin? Bilemezsin.
Cünkü Özledim, Öyle Bekledim Seni. Bitmeyecek Bu sevda hayatın küskünlüğü yüzümüze vurmayacak. İçimiz acıyla dolmayacak bu aşk bitmeyecek Dertler bizden,sen,ile,benden uzak duracak. Kimse ayıramıyacak bitiremeyecek.mutluluğumuzu Bu aşk acıyı tatmayacak. Yüreklerimiz suskunluğunu vurmayacak Derdi,kederi görmeyecek bu tutku Ölümle'de sonuçlanmayacak. Gün geçtikçe büyüyecek,ebediyet'e dek.sürecek hiç Bitmeyecek...
|
.
| February 06
|
|
|

 
Çok dile getirme.Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,
daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.
Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm...
Bir elif miktarı sus.Az kaldı bahara.Dayan gönlüm...
Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum.
Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım…İnan bana…
Ama yok.Başka çare yok.
Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,
çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
Sus gönlüm... 
Bu kışın bahara dönünceye kadar.
Bu gece gündüz oluncaya kadar.Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar.
Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar.
Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…
Sus gönlüm... 
Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.
Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa
senin nasibin olmadınığını anlayana kadar sus… Sus gönlüm... 
Onun geleceğini görünceye kadar.
Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar.
Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm... 
Sebepler var edilinceye kadar.
Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus. Sus gönlüm... 
Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm...  
Her susuşun bir cevap olsun.Her susuşun, sabrın olsun.
Her susuşun, duan olsun.İçten yakarışının adı olsun susuşun.
Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun susuşun...
 
 
  
|
|
| February 04
de gülüm! De ki: ela bir günde gelecegim stanbul darmadagin olacak, saçlarim darmadagin. Hepsi, darmadagin! üzülme gülüm! Toparlanacagiz, birlikte, ayaga da kalkacagiz, yürüyecegiz de gülüm hem de çelikten topragini dele dele hayatin! de gülüm! De ki: bitmistir umut, bitmistir sevgi, bitmistir güven! güven bana gülüm! sana bitmemisligi ögretecek, tattiracaktir hasretten-hakikaten-ten degistiren yüzüm! göreceksin gülüm! Bekle! hirslarimiz, acilarimiz gitgide ihanetlere hainlere, ezilmelere alisacak.. göreceksin-sevinçten aglayacaksin gülüm-ki iste o vakit bana-dogrudur!- sair olmak, seni sevmek pek çok yakisacak!
bak! siirler var, mektuplar var, çocuklar var, sokaklar var, kediler! inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! ölüm inananlar için sessizce kara kapli kitaplardan çikartilacak.. göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! artik hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
ölüm inananlar için sessizce kara kapli kitaplardan çikartilacak.. göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! artik hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalniz, umarsiz kalmayacak
AĞLAMA
|
AFTER THE DELUGE
As soon as the idea of the Deluge had subsided,
A hare stopped in the clover and swaying flowerbells, and said a prayer to the rainbow, through the spider@s web.
Oh! the precious stones that began to hide,-- and the flowers that already looked around.
In the dirty main street, stalls were set up and boats were hauled toward the sea, high tiered as in old prints.
Blood flowed at Blue Beard@s,-- through slaughterhouses, in circuses, where the windows were blanched by God@s seal. Blood and milk flowed.
Beavers built. "Mazagrans" smoked in the little bars.
In the big glass house, still dripping, children in mourning looked at the marvelous pictures.
A door banged; and in the village square the little boy waved his arms, understood by weather vanes and cocks on steeples everywhere, in the bursting shower.
Madame *** installed a piano in the Alps. Mass and first communions were celebrated at the hundred thousand altars of the cathedral.
Caravans set out. And Hotel Splendid was built in the chaos of ice and of the polar night.
Ever after the moon heard jackals howling across the deserts of thyme, and eclogues in wooden shoes growling in the orchard. Then in the violet and budding forest, Eucharis told me it was spring.
Gush, pond,-- Foam, roll on the bridge and over the woods;-- black palls and organs, lightening and thunder, rise and roll;-- waters and sorrows rise and launch the Floods again.
For since they have been dissipated-- oh! the precious stones being buried and the opened flowers!-- it@s unbearable! and the Queen, the Witch who lights her fire in the earthen pot will never tell us what she knows, and what we do not know.
NASIL BERABERSEM
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan koşar gibi yürüyüşün karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz ve sonra her zaman her ölümlüye aynı şartlar altında kısmet olmıyan gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın
SEVDİKLERİNE "SENİ SEVİYORUM" DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !!!
DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir Nisan aksamidir, Ruzgarlarin en ferahlaticisi senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanlarin en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardim ciceklerin en solmazini, Topraklarin en bereketlisini sende surdum, Senden tattim yemislerin cumlesini.
Desem ki sen benim icin, Hava kadar lazim, Ekmek kadar mubarek, Su gibi aziz bir seysin; Nimettensin, nimettensin!
Desem ki... Inan bana sevgilim inan, Evimde senliksin, bahcemde bahar; Ve soframda en eski sarap. Ben sende yasiyorum, Sen bende hukum surmektesin. Birak ben soyleyeyim guzelligini, Ruzgarlarla, nehirlerle, kuslarla beraber. Gunlerden sonra bir gun, Sayet sesimi farkedemezsen, Ruzgarlarin, nehirlerin, kuslarin sesinden, Bil ki olmusum. Fakat yine uzulme, musterih ol; Kabirde boceklere ezberletirim guzelligini, Ve neden sonra Tekrar duydugun gun sesimi gokkubbede, Hatirla ki mahser gunudur Ortaliga dusmusum seni ariyorum.

Ağlama
Ben çalmadım mutluluğu Ellerinden inanki Zaten uzaklardayım Parça parça yüreğim Seninde gözlerin Gülüşlerini yitirir birazdan Oturur bir şarkı söylersin Alabildiğine dokunaklı O büyük şehir sana meydan okur Seni kahreder AĞLAMA..........
Ben çiziyorum Gecelerine o garip şekilleri Eğer parlak değilse yıldızlar Bilki ben ettim O sokak lambaları varya O sokak lambaları Seni aldatıyordur muhakkak Oysa eller gülecek yalnızlığına İlk fırsatta
AĞLAMA..........
Sana hep böyle Şiirler yazacağım akşam sabah Gelip düşlerine oturacağım inatçı Her gece gözlerinden öpeceğim Sen bir daha Yalnız olacaksın aksine Yüreğin burkulacak yüreğin AĞLAMA..........
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan@da Ganj Nehri@nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork@ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili...
AŞKLA SANA
alnini dag atesiyle isitan yuzunu kanla yikayan dostum senin uyurken dudaginda gulumseyen bordo gul benim kalbimi harmanlayan isyan olsun simdi dingin govdende ugultuyla buyuyen sessizlik birgun benim elimde patlamaya sabirsiz mavzer olsun basini omzuma yasla gogsumde tasiyayim seni govdem govdene can olsun
soyle bana ey olumun aciklayici pervanesi hangi yavru tek basina yigittir hangi yangin bir basina sondurulur ah herkes susuyor hickimse bilmiyor icimin yanginini ah herkes mi susuyor kalbimi kalbine bagladigim dostum ah herkes mi susuyor kalbi kalbimize benzeyen dostlar bir carmih gibi birakiyorken kendini dunyaya hayatin ates renkli kelebekleri bir bir tutuluyorken korkunc koleksiyonlar icin ah herkes mi susuyor
bagirsam icimdeki dehseti hirsim deler mi topragi beni acisiyla onduran dostumu askla vurduran hayat sana yasananla harlanan bagrimin sevdasini akittim dunyanin yeni baharina catlarken kadim gunes bagrim delinirken fidanlarin kaniyla anamin dogurgan karnidir diye sevgilimin sutlenecek gogsudur diye dostumun uretken guludur diye sana baglandim sana sarildim
beni umutsuz koma tarihle avutma beni cunki askla sinanmisim sana sana yanginla, suyla, atesle olumle, yaprakla, siirle sinanmisim ey yasarken kanayan aci simsekli gok, tufan, kan firtinasi ucurum kiyisinda hizla buyuyen ot yapraksiz bir olumun anisi icin korpecik kuzularin derisi icin beni tarihle avutma umutsuz koma beni
akitsam deliren sevdami kopururmu hayati besleyen su ey benim yedi basli kartalim her basini bir dag baslangicinda koyanim senin boyle diri bir akarsu gibi kivrilan govdendir bizim askimizi solduranlarin korkusu cunki elbette bir su kendi akacagi topragin sertligini bilir ve suyun govdesiyle yirtilinca toprak artik irmak mi ne denir iste devrim ona benzer bir akisin hizina denir yarin ne olur bilirim ben bahar gelir, otlar buyur olum de yapraklanir bir dag bulur uzun uzun bakarim bir cam agaci golgesi guzel kokular veren bir damla gunes gorunce sana da gulumseyecegim yarin
simdi senin uzanip yattigin otlarda yarin yeni bir yesillik buyuyecek
| February 02 Horoz ötüp su içerse, yağmur yakındır. ( İspanyolca konuşulan ülkeler )
Kümes hayvanları kanatlarını gerince şiddetli yağmur bekle ( Hindistan)
Tavuk tek ayağını kaldırıp, başını kanadının altına sokarsa, yağmur yağacaktır. ( İran )
Çulluk çığırırsa, yağmur yakındır. ( İrlanda)
Kümesdeki kazlar güneyden kuzeye doğru yürürlerse yağmur yağacaktır. ( İran)
Kırlangıçlar yüksekden uçarsa, hava iyi olacaktır; alçaktan uçarsa yağmur yağacaktır. (İspanya, Fransa )
Turnalar yüksekten, ağır ve gagalarını tıkırdatarak uçarlarsa, sonbahar güzel olacak demektir. ( Rusya )
Ördekler uçmaktan ürküyorsa, yağmur yakındır. ( İngiltere)
Ördekler büyük ırmakları aşmak için uçarlarsa hava değişecek demektir;
güneye doğru uçarlarsa hava soğuk olacaktır, kuzeye doğru uçarlarsa sıcak. ( A.B.D.)
Tarla kuşu yükselinve hava güzel olur. ( Fransa ve Japonya )
Kargalar suya girerse, yarından önce yağmur yağar. ( İspanyolca konuşulan ülkeler)
Baharda leylekleri kuzeyde görürsen, öbür gün yağmur yağar. (Almanya, İtalya, Arap Ülkeleri )
Örümcek ağını sabah yaparsa, hava açık olacak demektir. ( Japonya)
Örümcek ağını sarkıtırsa, yağmur gelecektir. ( İspanya )
Arılar, sabah erkenden kovanlarından çıkmazsa, hava kötü olacaktır. (Almanya)
Arılar, kovanlarının ağzını sıkıca kapatırsa, kış soğuk olacak, açık bırakırlarsa sıcak olacak demektir. (Rusya )
Karıncalar yumurtalarını taşır ve yuvalarını dışarı çıkarırlarsa yağmur yakındır. ( Hindistan, Japonya)
Kurumuş ırmakta karınca yuvası, kuraklık demektir. ( Brezilya )
Sonbaharın sonlarında sivrisinekler çıkarsa, kış sert olmayacak demektir. ( Rusya)
Sivrisinek çoğalırsa, yağmur yağar. ( Çin )
Aralık ayında küçük sinekler ortalığı kaplarsa, köylü aç kalacak demektir. ( Hollanda )
Noel\'de kar yağarsa, Paskalya\'da çiçekler açar; Noel\'de yapraklar kurumamış ise, Paskalya\'da kar yağar. ( Belçika)
Noel\'de hava sıcaksa, Paskalya\'da ayaz yapar. ( Fransa )
Suya attığın tükürüğün suyun üstünde yüzüyor ise hava güzel, batarsa yağmurlu olur. (Japonya)
Dağlar yakın görünürse, yağmur yağacak demektir. (Japonya, Fransa, Avusturya, İsveç)
Sabah yağmuru yolcuyu yolundan alıkoymaz. (Fransa)
Bulutlar Milano\'ya doğru gidiyorsa, yağmur yağacaktır,hazırlıklı olun; Piza\'ya doğru gidiyorsa, hava açacak demektir. ( İtalya ) Pubba\'da ( 30 Ağustos-11 Eylül) yağmur yağarsa, bir daha durmaz.
Hasta\'da ( 2 eylül- 8 Ekim), biraz rüzgar eserse, Çita\'ya ( 9-22 Ekim) kadar yağmur yağmaz.
Cita\'da yağmur yağmaz ise, karıncaları bile etkileyen kuraklık olur. ( Hindistan)
Sis, havayı bulduğu gibi bırakır. ( İtalya )
Sis dağları kaplamış ise, hava güzeldir; değilse, tersi olacaktır. ( Japonya )
Rüzgarlı Mart ve yağmurlu Nisan ayından sonra sıcak Mayıs ayı gelir. ( İspanyolca konuşulan ülkeler)
Nisan ayındaki gök gürültüsü, mahsulü arttırır. (İspanyolca konuşulan ülkeler)
Soğuk Mayıs ayı, ambarları doldurur. ( Rusya )
Mayıs ayı yağışlı, Temmuz ayı sıcak olursa, hasat yakındır. ( İngiltere)
Nisan ve Mayıs ayının Çiğ\'i, Ağustos\'un ve sonbaharın güzel geçeceğini gösterir. (Fransa)
Kasım ayında yağan kar, Nisan ayına kadar yerden kalkmaz. ( A.B.D., Fransa)
Ekim ve Kasım ayında pastırma yazı olmaz ise, kış ortasında olur. ( A.B.D.)
Temmuz ayında gök gürlemez ise köylü aç kalır. (İspanyolca konuşulan ülkeler)
Don yapmış ise mahsul iyi olur. ( Fransa)
Don yağmur getirir; don tutmazsa, yağmur bekle.(İspanyolca konuşulan ülkeler, A.B.D.)
Donlu günler artarsa, ilkbahar da uzun olur. ( Rusya)
Geç gelen bir bahar asla aldatmaz.( Çin )
Baharda havalar kuru giderse mahsul bol olur; son baharda da aynı havalar olursa mahsul olmaz.( Çin )
İlkbahardan önce gök gürlerse, kırk dokuz gün hava kötü olur.( Çin )
İlk önce güneyden gökgürültüsü gelirse, yaz sıcak olur;
kuzeyden gelirse, soğuk olur; doğudan gelirse yağmur yağar.( Rusya)
Yaz aylarının sisi , güzel havaların habercisidir. ( A.B.D.)
Sonbahardaki gökgürültüsü, yumuşak bir kışı haber verir. ( Norveç)
Kış karlı olursa, yaz yağmurlu; donlu olursa, yaz çok sıcak olur. ( Rusya )
Kar köylüyü zenginleştirir. ( Norveç)
Kar, para getirir. ( İspanyolca konuşulan tüm ülkeler, Fransa, Almanya )
Mantarlar fazla ise kar çok olur; mantar yok ise kar da yağmaz. ( Almanya, Fransa, Rusya)
Güneşin çevresinde hale var ise, yağmur yakındır. ( Meksika, A.B.D.)
Güneş batarken sarı renk gökyüzünü kaplarsa, gece yağmurlu ve rüzgarlı olur. ( İngiltere)
Güzel gün şafaktan belli olur. (Suriye)
Sabah gökyüzü kızıl renkte ise yağmur gelir,
akşama doğru gökyüzünün kızıl renkte olması ise havaların açacağını gösterir. (Çin)
Sabahın kırmızılığı ve akşamın griliği, havanın iyi olacağını gösterir. ( Fransa, ingiltere, İtalya)
Ayın çevresinde büyük hale var ise çok geçmeden yağmur yağar;
küçük hale var ise, yağmur çok sonra yağar. ( Hindistan)
Akşam gökkuşağı, denizciyi sevindirir; Sabah gökkusuşağı ise denizciyi uyarır. ( A.B.D.)
Samanyolunu hiç bir bulut kapatmıyorsa, hava on gün güzel olur. ( Japonya )
Gökyüzü açıksa, hava iyi; sadece bir kısım açık ise kötü olur. (Çin)
Küçük bulut büyürse, şiddetli yağmur gelir. (İncil)
Balıklar suyun ortasında toplanırsa, deprem beklenir. ( Japonya)
Balık sürüleri kıyıdan uzaklaşırsa, deprem beklenir. ( Japonya )
Balıklar fırtınadan önce suyun üzerine sıçrar. ( Almanya, Fransa )
Turnabalığı, ırmağın dibinde kımıldamadan durursa, ya rüzgar çıkar, yada yağmur yağar. (A.B.D.)
Ormanın aşağılarına inen fil, yağmuru ve güneşi haber verir. ( Kamerun )
Kurbağa tarlada öterse, üç saat sonra yağmur yağacaktır. (Hindistan)
Kurbağa ötünce, yağmur gelecek demektir. ( Japonya, Kore, Tayland, filipinler, İran )
Kedi tırnaklarını bir yerlere geçirince, hava değişecek demektir. ( İngiltere)
Yalanan kedi, yağmuru haber verir. ( Hollanda)
Kedi, dağa karşı pençelerini yalarsa, güneş çıkar. ( İran )
Kedi, pencerede durursa, yağmuru bekle. ( A.B.D.)
Fare, su taşkınından önce yamaçta delik açar. ( Angola )
Keçi aksırırsa, bardaktan boşanırsana yağmur yağar. ( İspanyolca konuşulan ülkeler)
Koyunlar, fırtınadan biraz önce başlarını birbirine çarpar. ( Fransa)
Karayılan ıslık çalınca, yağmur yakındır. ( İspanya )
İnek, duvarları yalarsa, hava açacaktır. ( Norveç )
İnek aç kaldıkça ne kadar bağırırsa, yağmur yağmadan önce gökgürültüsü de o kadar artar. (Hindistan)
Sülükler sudan çıkıp, taşların ve bitkilerin altına saklanırsa, çok geçmeden fırtına patlar. (Almanya)
Sırtı kaşındığı için yere yatan at, yağmurun yağacağını gösterir. ( Norveç, İsveç)
Sincap çok ceviz toplarsa , kış da çok sert olacak demektir. ( Rusya, Norveç, A.B.D., Yunanistan, İsveç, Finlandiya, v.b)
Tavşanın tüyü sık olursa, kış sert olur. ( Almanya )
Köy çevresinde çakallar bağrışırsa, yağmur yağar. ( İran )
Eşek eşkin eşkin yürürse, yağmur gelecek demektir. ( Brezilya)
Dişi eşek kulağını sallarsa, yağmur geliyor demektir. ( Fransa, İspanyolca konuşulan ülkeler )
February 01
|
|
Gitme RUHUM! Sen yokken hicran düşer bu şehre... Gitme SEVGİM! Sen yokken tutsak düşerim bir isyan gecesine... ÖLÜRÜM! SEN YOKKEN
zaman ayrılığı vurur.. dipsiz bir sevda yokuşunda.. yanımda kal..bırakma yaban sevdalara.. düşü olmayan acı sonsuzluğa
|
geceye inat yokluğunda.. bir bedel ki sürgünlerde sensizliğim.. sonu yok.. dönüşü yok.. bedeli bensizlik olsun ihanetinin.. |
|
Birileri ağlıyordu hesapsız gidişime"annem ağlıyordu" senle süslenmiş sokaklardan geçerken ben ağlıyordum ama olsundedim ya birtanem!.. geriye bir hiç kalsa da benden, andım olsun yazgıma!.. atacağım seni!...sileceğim gözlerimden! |
|
uyandık rüyamızın en güzel yerinde Şimdi gözlerim yağmur sonrası birkaç buğulu hatıran bana kalan avuçlarımda iki yüzük acı yazıma yemin olan acı yazgıma sebep sevdan |
|
gelin oldun gidiyorsun. ne zordur bilir misin, döneceğin umuduyla yastığa başını tek koymak! ne zor, seni beyazlar içinde yaban ellere uğurlamak! söz geçmese de kinime, tek dileğimdir tanrıdan, seni yaşamak! seninle yaşlanmak! ne olur gitme!...söz verdim kendime!..söz verdim sensiz olmayacağım diye kaderime! |
|
yalnızım hayalin düşmez duvarlarıma sen gittin ama "silinmedi ayak izlerin" sokağımda hala isyanım tanrıya isyanım dönüp bakmadan ardına gittiğin akşama |
|
bir tek melekler şahitti gözlerimize!...geceye!"neden yalan zamana esir olmuştum sende"...biliyorum bir avuç mutluluktu, seni bana getiren sadece!...acıtır ya kader!...gün gelir soracaksın belki de; "seni bana ne getirdi" diye! |
|
aşkım haram beni andığın her gece silik bir hayal kalır cemreler düşer üzerime ahlarımı yazıyorum olmadığın her yere alacağım senden değil seni arıyorum bir başka tende |
|
ey İstanbul! ne kaldı alacağın bendenneye yarar tüm sokakların boş şimdi o yokken onu benden aldın!...sana yenildim bir günahkar yüzünden.. verme istemem!..bırak!...üstü kalsın!...alacağım yok senden! |
|
adını yazdım ya derinlerime unutmak ölüm an gelir ağlarım ikimizin yerine bedenin toprağım olsun bırakıp gidersen azap düşlere
canım arkadaş'ım sen iygi var olmag
sen sevyor ben öpyor hoş gelmeg hayata sen
bu sana hedyem canım ablam
yasenya |
|
|
BEN SENİ ÖZLEMİŞİM
Vazgeçtim
Kaç gece yatağımda uykusuz, Bir oyana bir bu yana dönüp durdum. Görmek için düşümde hayalimde, Duymak için sesini. Kaç kere ellerim uzandı telefona. Aşkı oyun bilirdin sen,aklıma geldi. VAZGEÇTİM

Gezip durdum perişan halde, Kah sahillerde,kah cadde boylarında. Hayal kurup sen diye, Ağaçlara dağlara taşlara sarıldım. Elleri güldürecektim halime, İhanetin aklıma geldi. VAZGEÇTİM

Kahırdan başka ne vardı sanki verdiğin, Acılardan zevk alır hale getirmiştin. Yine de görmek için seni, Şeytana uyup,bir daha bozacaktım yeminimi. Vedalaşmadan gidişin aklıma geldi. VAZGEÇTİM

Açıp ellerimi yalvardım Tanrıya, Bir defacık tutmak için ellerini, Koklamak için saçlarını. Adaklar adayacaktım evliyalara, Umursuzluğun aklıma geldi. VAZGEÇTİM

Paylaştığımızı sandığım güzel günlerin hatrına, Suçlu benmiş gibi, Af dileyecektim gözlerine bakıp. Her türlü cezana razı olacaktım. Boynumu büküp,bi daha gelecektim kapına. Başkasını sevdiğin aklıma geldi. VAZGEÇTİM
    
Şiir tadındaydın sevgili
Su gibi yudum yudum
Hava gibi nefes nefes
Ekmek gibi dilim dilim
Ben seni özlemişim…   
Gözbebeklerinde yüzümü
Dudaklarında adımı
Hayalinde düşümü
Canım deyip gülüşünü
Ben seni özlemişim…
 
Niçin dolar gözlerim
Niçin bulurdum ben
Her şarkıda seni
Niçin her hüzünlü şiir
Derinden dağlarmış yüreğimi
Ben seni özlemişim…   
Yokluğunda üç gece
Titrediğini ellerimin
Delice çarptığını
Yaralı yüreğimin  
Saklasam bilmeyeceksin
Bilmelisin ki bir'sin
Her an benimlesin
Ben seni özlemişim…
 
Nereden baksan ayrılık
Nereden baksan yoksulluk
Nereden baksan sensizlik
Ölüm gibiymiş bana
Yaşayıp bilmeliymişim
Ben
seni özlemişim…
Uykusuz gecelerde kalmayı
Senle sevdalara uyanmayı
Yangınlarda suya kanmayı
Yeniden sana sevdalanmayı
Ben seni özlemişim…   
Ayrılık nasıl olurdu
Ölüm gibi yokluğun
Sensiz gecelerde benim
Bir şey var farkında olduğum
Ben seni…
Yanı başımda iken özlemişim...

Sıkı Tut Yüreğini Düşmek; bazen bir daha kalkamamaktır. Bazende, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmamaktır ruh için.Elbet beden düşecek toprağa tıpkı bir yaprak gibi.
Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur. Ya düşen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?
Yaşamın pırıltılarında esir ettiğimiz sımsıkı tutamadığımız yüreğim ne olur,ah yürekler ne olur?
Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere,birşeylerin ucunda olsa... Sımsıkı tut yüreğini ki tutundum diyebildiğin birşeyin olsun. Her insanın en çok aşina olduğu kadar bir o kadar uzak olduğu menzil değilmidir yüreğimiz ?
Ne kadar ara verirse versin insan. birşeye ara vermemeli yüreğine onu hep sıkıca tutmalı ve tutunacak bir yer bir liman aradığında içinde bulmalı onu, coşturmalı değil mi çağlayanları? Açtırmalı tüm lalelezarları yüreğinde. Sıkı tut yüreğini hem de sımkısı kaçmasın .
Niye sıkılıyoruz ki ? Neden hezeyanlar neden yüreğimizde med-cezirler ? Galiba tutamıyoruz/tutunamıyoruz, hiç bitmiyor yürek fırtınasıda ondan. Ne ümitler saklıyorum içimde ve de son nefese kadar saklayacağım ben.
Ümit o ki; hiçbir çile ve zorluk ruhu yıpratmasın, yolundan alıkoymasın.
Bedenimiz elbet eskir, pörsür. ya ümitlerimiz hayallerimiz ve tabi ki sıkı sıkı sardığımız, sarıldığımız yüreğimiz?
Sıkı tut yüreğini; Çık onunla çimenler üzerine. Katıl sende hayallerindeki mavi turlara Savaş Don-Kişotlar gibi yeldeğirmenleriyle Dal seyrine sevgilinin gözlerinde maviyle tüllenen enginlere... Koş işte yüreğinle tut ellerinden, yürüt onu çocuklar gibi... Seherlerle uyan, yalvar Allah``a en güzel esmalarla ve içten dualarla. ilahi mesajlarla açılsın kalp barajların. Potansiyele dönüşsün içindeki tutkuların, arzuların... Dostlarla ol,dost ol herkese ve herşeye. Sevgiliyle ve en sevgiliyle muhabbetler et. Yüreğinin çare-i yeganesine hem dem ol. Mideni düşündüğün kadar onu da düşün, besle büyüt en lahuti manalarla.
Yorgunluk ,dermansızlık belirir çok zaman.Düşünemez insan, farkedemez neyi kaybettiğini ve kaybederken neleri yitirdiğini...
Ruhu sıkı tutmalı ki, düşmesin! Mühim olan o çünkü... Ve bir papatyanın düşen yaprakları sana ; düştüm,düşmedim der gibi : Ben seni tutuyorum düşmeyesin diye, sönmez ümitler dolduruyorum içine… Pörsümez sevinçler, dipdiri hayallerle...
Nede olsa benim yüreğimsin yine de söküp atamam seni! Sıkıca tutarım düşürmem seni bir daha söz... Biliyorsun ben sensiz asla yapamam.
Sımsıkı tut yüreğini ki; düŞmesin !
Ve sımsıkı sar ki onu; fazla üşümesin...
Korkuyorum Karanlık çökmeye başladı yine..Heryer simsiyah oldu.Sen yoksun.KORKUYORUM! Sen olsaydın dağıtırdın tüm karanlığı,her yeri ışıkla donatırdın. Sonra alırdın beni koynuna ve en güzel aşk hikayelerimizi,hayallerimizi anlatırdın. Hani en çok uykuda beni izlemeyi severdin ya!Yine izlerdin.. Ama yoksun işte!Çok uzaktasın!Uzanamayacağım,yetişemeyeceğim kadar uzaktasın. Ve ben KORKUYORUM! Oysa ben senleyken korku nedir bilmezdim.Ben senleyken acı nedir bilmezdim. Gidişin öyle bir yaktıki kalbimi,yokluğun öyle bir acıttıki içim,korkuyu da öğrendim,acıyı da. İçimi acıtan gidişin değil biliyormusun?Asıl içimi acıtan sevgimi hiç hakedememiş olman. İşte bu çok acı.. Keşke benim sevgimi hakedebilmiş olsaydın.O zaman inan seni kendi ellerimle bile gönderebilirdim.. ``Ayrılıklar da sevdaya dair``demişler. Doğru!Ama ayrılıklar sevdaya dair,kaçışlar değil! Sen benden bir suçlu gibi kaçtın,geriye bir kere olsun bakmadın! Her şeyi,tüm yaşananları hiçe saydın. Bu kadar basit olmamalıydı sevdan.Bu kadar bencil olmamalıydın.. Keşke biraz daha sevebilseydin,keşke beni herşeyin yapabilseydin,keşke bu kadar korkak olmasaydın. Ama hayat keşkelerle olmuyo işte. Ve bana yine tek söz kalıyor;mutsuzum ve hala çok KORKU
Kalbime Gömerim O Zaman
Bebegim gene sensiz bir gün doğarken,duygularım Irmaklar gibi çağlasada.Duygularıma dem vurur sineme çekerim.Gemilerim denizlerinde kızıl mehtaplara yelken acarken dalgalansa da,gözlerin gözlerimde canlanır pusulam olur sana yelken açarım. Yangın yerleri arasında sevdamızı ararken göz yaşlarım sensizliğim olur. Dilimden dökülen hecelerim içimdeki aşkla kelimelere dökülür, sana özlemlerim olur. Sensiz çırpınmalarımda gecelerin yorgunluğu üzerime çökse de, nöbetçi gardiyanlar uykusuz gecelerimi tutar. Sensiz tuttuğum her gül dalından soluyor, gittiğin yollara döşediğim her güle intihar gülleri diyorum artık bebeğim. Artık hüzün kokan şiirlerimi, her kelimede acını hissetmeyi sevmiyorum .Ardı ardına gizlenmiş göz yaşlarım içimde zehir olup yüreğimi çürütse de gül kurusu dudakların hep aklıma geliyor. Sen; aşk diyarımın kraliçesi, kıyamet gününde cennetimin gönül prensesi, cehennemlerimde ruhumu kırbaçlayan acı meleğimsin. Dağların doruğuna kadar ulaşsa da özlemlerim, engin tepelerde saçlarının arasından süzülen ışık hüzmesi gözlerime perde çekse de, karlı tepelerin yamaçlarından esen rüzgarlarda süzülen eteğinin kıvrımları gölgelerim olur. Düşlerimde hayallerim olur seni isterim, geçmişin yarası geleceğimde dermanım olmanı arzulardım. Yüreğime sensizliği kelepçelediğin gibi yüreğimin anahtarı olmanı isterim bebeğim. Ellerini alma benden mecnunun olurum, bendenim kölen, yüreğim senin için yanar kül olur. Katran karası gecelerime senli pembe düşler yüklerim, içindeki benli sevdayı uyutursun. Sevdim seni sevmiyorsun, cennet olsan cehennemimsin sevgilim hayatımın ışıklarını aydınlat desem umursamazsın. Sensiz dinliyorum şarkılarımı, sensizliğimde sen oluyor, ben sadece susuyorum, seni görmeyen gözlerimle karalıyorum. En güzel anılarımızı yüreğimde saklıyorum, senli kuyulara dilek tutup taş atıyorum, beni zülüm denizlerine atma. Haykırmak istiyorum, dudaklarım aralansa da içimden acılarımı elek elek eliyorum. Seni çok özledim. Gittiğin zamandan beri gönlümde mahkemeler kurup kendimi cezaya çarptırıyorum. Haykırışlarım acırcasına duvarları tırmalasa da, tuzlu göz yaşlarımla yaralarımı deşiyorum. Kadınım durmadan seni sayıklıyorum, bitmez dinmez sönmez acılarım. Beni denizlerinde boğma. Yakma ateşlerinde, bitirme sevdamızı,yarınlarımıza çizgi çekme, sensiz bembeyaz güllerimiz kan kırmızısı oldu. Dudaklarımda kelimeler titrese de içimi titretse de sevdan... Sevgini kalbimden silmeyeceğim. İstesen de kimleyim nerdeyim bilemeyeceksin. Yüreğimdeki acıları sıra sıra vagonlara yükledim.Sen bilmeyeceksin... Sana her baharında mutluluklar dilerim... Gönlün acılara düşmesin.. Mutluluklar... Mutluluklar..
Gittin... Ben arkandan sadece baktım. Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... ’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi. O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana. Konuşamadım...

Gittin... gidişini görmemek için gözlerimi kapattım. Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu, bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözümden. Ağlayamadım...
Gittin... gidişini önlemek için tutmalıydım ellerinden. Ellerim değilmiydi her dokunuşunda seni ürperten?! ürperirdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kes tutsam ellerini, gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım...

Gittin... bir yıkım gibiydi gidişin. Sen adım, adım uzaklaşırken benden çöküp kaldı bedenim olduğu yerde. Nice terk edişlere dayanan bu yürek bu kes yenilmişti. Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım. Kalkamadım...
Gittin... oysa ben geldiğin gün gideceğini biliyordum. Hazırdım gidişine. Kaçak zamanları yaşıyorduk. Zaman bitecek ve sen gidecektin. Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden devam edecektim. Edemedim... Başlayamadım...

Gittin... Ben arkandan sadece baktım. Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... ’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi. O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana. Konuşamadım...
Gittin... gidişini görmemek için gözlerimi kapattım. Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu, bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözümden. Ağlayamadım...

Gittin... gidişini önlemek için tutmalıydım ellerinden. Ellerim değilmiydi her dokunuşunda seni ürperten?! ürperirdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kes tutsam ellerini, gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım...
Gittin... bir yıkım gibiydi gidişin. Sen adım, adım uzaklaşırken benden çöküp kaldı bedenim olduğu yerde. Nice terk edişlere dayanan bu yürek bu kes yenilmişti. Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım. Kalkamadım...

Gittin... oysa ben geldiğin gün gideceğini biliyordum. Hazırdım gidişine. Kaçak zamanları yaşıyorduk. Zaman bitecek ve sen gidecektin. Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden devam edecektim. Edemedim... Başlayamadım...
Gittin... bir şey söyledin mi giderken? ‘KAL’ dememi istedin mi? Son bir kez ‘ SENİ SEVİYORUM ’ dedin mi? ‘BEKLE BENİ DÖNECEĞİM’ dedin mi? Beynim öylesine uğulduyordu ki... Duyamadım...
 Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi. Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... unutulanların arasına katılmalıydın. Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım...
 Gittin... bir okyanusun ortasında, tek küreği kaybolmuş sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim artık. Bil ki; Sevmekten vazgeçmedim seni, bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde. Bil ki seni... unutamadım... 
Gittin... bir şey söyledin mi giderken? ‘KAL’ dememi istedin mi? Son bir kez ‘ SENİ SEVİYORUM ’ dedin mi? ‘BEKLE BENİ DÖNECEĞİM’ dedin mi? Beynim öylesine uğulduyordu ki... Duyamadım...
Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi. Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım...
 Gittin... unutulanların arasına katılmalıydın. Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... bir okyanusun ortasında, tek küreği kaybolmuş sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim artık. Bil ki; Sevmekten vazgeçmedim seni, bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde. Bil ki seni... unutamadım...
 


|